Erzincan`da Olası Deprem Hasarlarının Belirlenmesi (Doç.Dr.Ayşegül ASKAN GÜNDOĞAN TUJJB-UDP-01-12) / 01-04-2015
Kentsel alanlarda risk azaltma çalışmalarının ilk adımı incelenen bölgedeki potansiyel kayıpların belirlenmesidir. Sismik kayıpların saptanması, jeofizik mühendisliğinden sigorta sektörüne, deprem mühendisliğinden ekonomiye dek birçok farklı alanı ilgilendirmekte ve disiplinlerarası bir yaklaşım gerektirmektedir. Bu çalışmada, kentsel alanlarda kayıp tahmini için, sahaya-özel sismik tehlike analizleri, yapı kırılganlıkları ve kayıp modelleri içeren bir yaklaşım geliştirilmiştir. Bu çalışmanın temel bileşenleri çalışılan bölgeye ait yerel sismik hız modelleri, deterministik ve olasılıksal sismik tehlike analizleri, senaryo deprem simülasyonları, yapı stoğu özellikleri ve kayıp fonksiyonlarıdır. Çalışma alanı olarak Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun doğu kesiminde yer alan Erzincan bölgesi seçilmiştir. Üç önemli fay sistemi arasında bir havza yapısı içerisinde yer alan ve 1939 ile 1992 yıllarında yıkıcı depremler yaşamış olan bu şehir, dikkate alınması gereken bir sismik tehlike içermektedir. Bu raporda, 2012-2015 yılları arasında disiplinlerarası bir ekip tarafından yürütülmüş olan proje kapsamında elde edilen sonuçlar sunulmuştur. Proje çıktıları, yerel hız modelleri, geçmiş ve senaryo deprem simülasyonları, olasılıksal sismik tehlike analizleri, yapı kırılganlıkları ve hasar oranları cinsinden ifade edilmiştir. Önerilen yöntem, 1992 Erzincan depreminde gözlemlenmiş olan hasar dağılımı ile doğrulanmış ve gerçekçi sonuçlar elde edilmiştir. Bu ve benzeri çalışmalarla, ülkemizde tehlikesi yüksek kentsel alanlardaki kayıpların tahmini gerçekçi bir şekilde yapılabilecek; uzun vadede deprem bölgelerinde risk azaltımına ve afet yönetimine katkıda bulunulacaktır.

Proje Sonuç Raporu için tıklayınız.

Kızılırmak Havzasında Akım Ölçümü Yapılmayan Akarsu Kollarında Coğrafi Bilgi Sistemleri Tabanlı Akım Tahmin Modellerinin Geliştirilmesi ve Ön Havza Yönetim Planının Oluşturulması (Prof.Dr.Zuhal AKYÜREK TUJJB-TUMEHAP-01-11) / 01-09-2014
Proje kapsamında Kızılırmak havzası alt havzalarından olan Sivas bölgesine ait 1543 alt havzası için akım gözlemi olmayan akarsu kollarında Coğrafi Bilgi Sistemleri tabanlı akım tahmin modeli geliştirilmiş ve havzada yüzey suyunun tüm paydaşlar arasında uygun şekilde paylaştırılabilmesi için havza ön yönetim planı oluşturulması amacı ile mevcut su yapıları farklı senaryolar için işletilmiştir. 1543 alt havzası Sivas ilinin %50 kısmını kapsamaktadır.

Proje Sonuç Raporu için tıklayınız.

Sapanca Gölünün Ayrıntılı Batimetrisi, Genç Çökel İstifi, Aktif Yapısal Unsurları Vasıtasıyla Bölgenin Sismojenik Davranışının İncelenmesi (Prof.Dr.Levent GÜLEN TUJJB-UDP-03-10) / 01-04-2014
Kuzey Anadolu Fay Zonu üzerinde bulunan Sapanca Gölü’nde gölün oluşumuna neden olan yapısal unsurların ortaya çıkarılması amacıyla sismik yansıma ve yandan taramalı sonar çalışmaları yapılmıştır. Sapanca Gölünde 28 adet K-G ve iki adet D-B uzanımlı olmak üzere toplam 84 km sismik profil alınmıştır. Sismik verilerin yorumlanmasıyla Kuzey Anadolu Fay Zonunun Sapanca Gölü içerisinde bir çekme-ayırma (pull-apart) fay geometrisine sahip olduğu saptanmış ve aktif fay kolları ayrıntılı olarak haritalanmıştır. Ayrıca Sapanca Gölünün ayrıntılı bir batimetri haritası elde edilmiştir. Sapanca Gölünden alınan ve uzunluğu 76 cm’ye varan üç karottun sedimantolojik, fiziksel ve jeokimyasal özellikleri eski deprem kayıtlarını araştırmak amacı ile sistematik bir şekilde analiz edilmiştir. Karotların tane boyu analizi lazer difraksiyon, fiziksel özellikleri Çoklu Sensör Karot Loglayıcısı (MSCL), Toplam organik karbon (TOC) ve inorganik karbon (IC) analizleri Shimadzu TOC Analizörü, yüksek çözünürlüklü sayısal X-Işınları radyografisi ve mikro-XRF element analizleri Itrax Karot Tarayıcısı kulanılarak yapılmıştır. Karotların Jeokronolojisi için AMS Radyokarbon (C14) and Radyonüklid (Pb210 , Cs137) metodları kullanılmıştır. Sapanca Gölü deprem kayıtları karotlarda alt kısımda gri veya koyu gri, kaba kumdan ince kuma değişen, üstte siltli kil çamurdan oluşan ve dereceli tane boyu gösteren kütle akması birimleriyle karakterize edilmektedir. Tabandaki kaba taneli kısmın tabanı keskindir. Birimin üstü ise dereceli geçişlidir. Birimlerin kaba taneli tabanları genellikle yüksek yoğunluk, yüksek maynetik duyarlılığa sahiptir ve kaba kırıntılı silikat malzemenin belirteci olan Si, Ca, Ti, K, Rb, Zr ve Fe gibi elementlerden bir veya birkaçı bakımından zenginleşme göstermektedir. Radyonüklid ve radyokarbon tarihlendirme analizlerine göre kütle akması birimleri 1999 İzmit (Mw = 7,4) - Düzce (Mw = 7,2) , 1967 Mudurnu (Mw = 6,8), ve 1957 Abant (Mw = 7,1) depremleri ile korele edilmiştir. Bu çalışmada ayrıca Sapanca ve yakın çevresinin depremselliği, ve güncel stress durumu incelenmiş ve bölgenin tektoniğiyle ilişkilendirilmiştir. Yapılan gerilme analizleri sonucu S1, S2 S3 asal gerilme yönleri elde edilmiş ve bölgenin ağırlıklı olarak doğrultu atımlı faylanma rejiminden kuzeybatıya doğru gidildikçe açılma rejimi atında kaldığı gözlenmiştir. Çalışmada 29º-32º boylamları, 39º-42º enlemleri arasında kalan bölgede Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsünden temin edilen ham deprem kataloğu verileri kullanılarak (1900-2012 yılları arası) Gardner ve Knopoff (1974) yöntemi ve Reasenberg (1985) yöntemleri ile ayrı ayrı analiz edilmiştir. Patlatma verileri de Wiemer ve Baer, 2000 algoritması kullanılarak katalogtan kaldırılmıştır. Bu iki yöntemin sonuçları karşılaştırılarak a, b, Mc parametreleri hesaplanmıştır. Bölge çok yoğun bir deformasyon altında kalmakta ve bunun sonucu olarak yüksek bir deprem aktivitesi göstermektedir. Bu sonuçlara göre; b değerinin 1999 İzmit ve Düzce depremlerinin olduğu bölgelerde düşük değerlerde çıktığı görülmektedir.

Proje Sonuç Raporu için tıklayınız.

Ankara Çevresindeki Aktif Fayların Jeolojik ve Jeofizik Yöntemlerle İncelenmesi (Prof.Dr.Gürol SEYİTOĞLU TUJJB-UDP-01-10) / 01-11-2013
Türkiye Ulusal Jeodezi ve Jeofizik Birliği (TUJJB)’nin desteği ile tamamlanan bu projede çalışma grubumuzca 1996 yılından beri Ankara çevresinde çalışılan aktif fay zonlarında seçilen anahtar lokasyonlarda ayrıntılı jeolojik ve jeofizik çalışmalar gerçekleştirilmiş bu fayların varlığı ve türleri sismik yansıma hatları ile kanıtlanmıştır. Problemin boyutuna göre sığ (150-200m) ve derin (1000m) sismik yansıma kesitleri elde edilerek bunlar yorumlanmıştır. Bölgedeki sismik aktivite değerlendirilerek yeni odak mekanizması çözümleri elde edilmiştir. Ankara’yı çevreleyen ana yapıların (Kuzey Anadolu Fay Zonu, Eskişehir Fay Zonu, Kırıkkale-Erbaa Fay Zonu ve Tuzgölü Fay Zonu) arasında kalan bölgenin güncel deformasyon özellikleri ortaya konulmuştur. Bu bölgede dikkati çeken yapılar birbirlerine yaklaşık paralel uzanan doğu kenarları bindirme faylı, batı kenarları normal faylı Eldivan-Elmadağ ve Abdüsselam Kıstırılmış Tektonik Kamalarıdır. Beypazarı-Çayırhan monoklinali de açı farkı ile bu yapıların batısında bulunur. Saptanan bu yapılar dikkate alınarak GPS verileri kullanılarak yapılan blok modelleme çalışmasında yukarıda sayılan tektonik hatlar üzerindeki kayma hızları belirlenmiştir. Bölgenin deprem tehlikesinin sağlıklı bir şekilde belirlenebilmesi için deprem üreten ya da üretme potansiyeli bulunan diri fayların tanımlanması ve aralarındaki ilişkilerin ortaya çıkarılması sağlanmıştır. Aktif tektonik araştırmalarında bu tür çok disiplinli bir çalışma Türkiyede bildiğimiz kadarı ile ilk defa yapılmıştır. Projenin sonuçları uluslararası hakemli dergilerde yayın olarak çıkmaya başlamıştır. İlk olarak Bala depremlerine ilişkin yapılan makale baskı aşamasına gelmiştir. Ilıca Fayı hakkındaki çalışmamız yayına gönderilmiştir. Şu anda Abdüsselam Kıstırılmış Tektonik Kaması ve genel bölgesel değerlendirme makaleleri yayına hazırlanmaktadır. Yapılan bu çalışma ile Ankara çevresindeki aktif fayların konumu belirlendiğinden ileride bölgede yapılması muhtemel paleosismoloji çalışmaları için temel oluşturma potansiyeli bulunmaktadır. Bu nedenle elde edilen sonuçların Türkiye diri fay haritası ile karşılaştırılması yapılarak tartışma bölümünde sunulmuştur.

Proje Sonuç Raporu için tıklayınız.

Marmara Denizi Çökel Karotlarında Eski Deprem Kayıtlarının Analizi ve Yaşlandırılması (Prof.Dr.Namık ÇAĞATAY TUJJB-UDP-02-10) / 01-05-2013
Marmara Denizi’nde KAF’ın kuzey ve orta kollarında üzerinde oluşmuş deprem kayıtları toplam 24 çökel karotunda araştırılmıştır. Bu amaçla karotların sistematik olarak sedimentolojik tanımlaması, tane boyu, fiziksel özellikleri ile element ve sayısal radyografi analizleri yapılmıştır. Karotlarda çökel istiflerinin kronololojisi, Hızlandırılmış Kütle Spektrometresi (Accelerator Mass Spectrometry: AMS) radyokarbon ve radyonüklid (210Pb ve 137Cs) analizleri ile gerçekleştirilmiştir. Karotlarda depremle tetiklenen kütle akması birimleri, türbidit-homojenit (TH) veya türbidit (T) birimleri tarafından temsil edilmektedir. TH birimleri; çoğunlukla altta aşınmalı dokanağa sahip, çoklu laminalı, kaba malzemeli ve tane boyu derecelenmeli bir taban bölümü ile ortada laminalı bir silt bölümü ve üstte homojen bir çamur bölümünden oluşmuştur. Ancak Gölcük (İzmit Körfezi) ve Gemlik gibi sığ (<120 m) deniz alanlarındaki kütle akması birimleri; tabanı keskin, kırmızı kahverengi, iri-orta taneli siltten oluşmuştur. TH birimlerinin kaba taneli taban kısımlarında göreceli olarak yüksek yoğunluk ve manyetik duyarlılık ile yüksek kırıntı mineral girdisini gösteren Si, Ca, Fe, Zr, Ti ve K gibi elementlerden birkaçının zenginleşmesi görülür. Tabanın altında Mn zenginleşmesi ve TH birimi boyunca Mn azalması görülür. TH birimleri yer yer su kaçma ve deformasyon yapıları sergiler. Radyonüklid ve radyokarbon yöntemleri ile tarihlendirilen TH birimleri güvenirlilikle tarihsel depremlerle deneştirilebilmektedir. Marmara Denizi KAF’ının kuzey kolunda değişik segmentler için bulunan ortalama deprem oluşma aralığı 220 ile 300 yıl arasında değişmektedir. Ancak, kuzey kol için birbirini izleyen iki deprem arasındaki süre 90 ile 1500 yıl arasında değişmektedir. Ortalama deprem oluşum aralığı Gemlik Körfezi’ndeki orta KAF kolu için yaklaşık 1000 yıldır. Kuzey ve orta kol için elde edilen ortalama deprem oluşum aralığı, GPS hızları ve jeolojik kayma hızları (slip rate) ile genel olarak uyumludur. Gölcük ve Karamürsel Havzasında çökellerde kaydedilen en son deprem olayı 17 Ağustos 1999 İzmit depremi; Çınarcık Havzası’nda Prens Adaları fay bölümünde 1794; Çınarcık Havzası güneyi ve Orta Sırtta 1963; Batı Sırt ve Tekirdağ Havzası’nda 1912; ve Gemlik Köfezi’nde 1855 depremleridir. Orta Havzada su/çökel karotu analiz edilmediği için son deprem kesin olarak saptanamamıştır. İstanbul’un güneybatısındaki çökellerle kaplı Orta Sırt fay bölümünde son 15 bin yılda bulunan tek deprem kaydı, olasılıkla 1963 depremine ait oldukça zayıf bir kayıttır. Bu durum, bu fayın olasılıkla deprem üretmeden çok yavaş kaydığını (creep) göstermektedir. Diğer önemli bir bulgu, 1963 deprem kırığının büyük olasılıkla Çınarcık Havzası’dan Orta Sırtın güneyine kadar uzamış olabileceğidir.

Proje Sonuç Raporu için tıklayınız.

İstanbul-Kağıthane Pilot Bölgesinde Uçucu Organik Bileşenlerinin (VOC) Araştırılması (Doç.Dr.Hüseyin TOROS TUJJB-TUMEHAP-01-10) / 01-04-2013
Sanayileşmeye ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak dünya genelinde büyük şehirlerin nüfusları hızla artmaktadır. Büyük şehirlerin önemli sorunlarından birisi ise hava kirliliğidir. Bu sebeple son yıllarda hava kalitesinin araştırılması için bilim insanları daha fazla çalışmalar yapmakta ve kurumlar destek vermektedir. Büyük şehirlerde ve sanayi bölgelerinde klasik hava kalitesi ölçüm cihazları yanında Uçucu Organik Bileşenlerin (VOC) ölçümünü yapacak modern cihazlara ihtiyaç duyulmaktadır. TUMEHAP’ın araştırma konularında yer alan hava kirliliği nedeniyle Uçucu Organik Bileşenleri (VOC) ölçüm cihazının alımı TUJJB tarafından desteklenmiştir. Böylelikle sanayi ve şehirleşmenin olduğu bir İstanbul’da hem yerel ve hemde bölgesel kaynaklardan gelen VOC değerleri elde edilmiş, değerlendirilmiş ve değerlendirilmeye devam edilecektir. Proje sonuçları İstanbul’da hava kalitesinin araştırılmasına, bilim insanları ve kanun koyucular tarafından çözüm üretilmesine ve halkın bilinçlendirilmesine büyük katkı sağlayacaktır.

Proje Sonuç Raporu için tıklayınız.

Orta ve Doğu Anadolu’da Yapay Sismik Kaynak Kullanarak Yerkabuğu Yapısının Ayrıntılı Araştırılması ve Deprem İstasyonlarının Kalibrasyonu (Prof.Dr.Cemil GÜRBÜZ TUJJB-UDP04-01) / 01-05-2012
Projenin amacı Doğu Anadoludaki kabuk yapısının araştırılması ve mevcut deprem istasyonlarının kabibrasyonudur. Bu amaca yönelik olarak bölgede yapılan galeri patlatmaları sismik kayıtların alınmasında kullanılmıştır. Ripple adı verilen çok sayıdaki sığ kuyularda ve gecikmeli olarak patlatılan taş ocakları sismik enerji açısından yeterli olmamaktadır. Galeri patlatmaları ise tek bir galeride büyük miktarda patlayıcı ihtiva ettiği ve gecikmesiz olduğu için sismik enerji açısından arzu edilen taş ocağı patlatmasıdır. Malatya bölgesindeki iki galeri patlatmasından geçici sismik istasyonlar kurularak bir sismik profil ve birde alansal istasyon dağılımı kaydı alınmıştır. VELEST programı kullanılarak son bir yılda olmuş depremler ile çözümlere gidilmiş ve 37 – 39,5 K ve 36 – 40 D enlem ve boylamları arasında kalan bölge için bir kabuk modeli bulunmuş ve sabit deprem istasyonlarının kalibrasyonuna yönelik istasyon gecikmeleri belirlenmiştir.

Proje Sonuç Raporu için tıklayınız.

İstanbul’da Kırsal, Yarı Kırsal ve Şehir Ortamlarında Fotokimyasal Kirliliğin Ölçüm ve Model Kullanılarak Değerlendirilmesi (Prof.Dr.Selahattin İNCECİK TUJJB-TUMEHAP-03-06) / 01-07-2010
Hava kirliliği kontrol stratejilerini geliştirmek için, atmosferin kompozisyonuna sekil veren meteorolojik ve kimyasal süreçlerin daha iyi anlaşılmasına ihtiyaç vardır. Model çalışmaları bu entegrasyonu güvenilir bir şekilde düzenleyebilmektedir. Örneğin şehir ve bölgesel ölçekte meteorolojik alanların simülasyonlarını yapmak hava kirliliğinin değerlendirilmesinde giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Bu ölçeklerde hava kirliliinin daha ayrıntılı olarak değerlendirilmesine ihtiyaç giderek artmaktadır. Meteorolojik değişkenlerin önemli bir kısmının ölçülemediği karmaşık topoğrafya durumlarına gerçekçi değerlendirmeler yapabilmek için, daha yüksek çözünürlükte ve hidrostatik olmayan mezo-ölçek meteorolojik modeller ile bu modellerle çalışabilecek kimyasal modellerin uygulanmasına gerek duyulmaktadır. Karmaşık mezo-ölçek atmosferik akış şartlarının, kara-deniz meltemi gibi lokal sirkülasyonların sinoptik ölçekli süreçler altında değerlendirilmesi, bölgesel ölçekteki taşsınım modelleri açısından da önem kazanmaktadır. Fotokimyasal ozon, meteorolojik değiskenler ve kimyasal reaksiyonlar arasında lineer olmayan, karmaşık girişimler sonucunda meydana gelmektedir. Fotokimyasal sis ise insan sağlığını olumsuz etkileyen, görünürlüğü azaltan, kırsal alanlarda tarımsal ürün kayıplarına yol açan ikincil bir kirleticidir. İstanbul, 12 milyonu asan nüfusu ile dünyanın en büyük mega sihirlerinden biridir. Yoğun nüfus ve endüstriyel faaliyetlerden dolayı hava kirliliğine önemli ölçüde maruz kalmaktadır. Geçmiş yıllarda bu bölgedeki kirletici konsantrasyon ölçümleri istatistiksel yöntemler kullanılarak analiz edilmiş olsa da, bu seviyelerin meydana gelişinin ardında yatan meteorolojik ve kimyasal etkenler detaylı olarak incelenmemiştir. Bu anlamda, önemli bir ikincil kirletici olan ozonun, ölçümler ve yüksek çözünürlüklü modeller kullanılarak incelenmesi gerekmektedir. Böyle bir model çalışmasını destekleyecek bir emisyon envanterinin eksikliği de, bu tür çalışmaları zorlaştırmaktadır. Bu çalıma ile birlikte, bölgede koordineli bir şekilde ölçüm ve modelleme çalışmalarının yürütülmesi ve bu amaca uygun yüksek çözünürlüklü antropojenik ve biyojenik emisyon envanterlerinin oluşturulması amaçlanmaktadır. Bu çalışmadan elde edilecek en önemli katkı lokal hava kirliliği seviyelerinin daha iyi anlaşılmasının sağlanması ve tahminlerin kalitesinin artması olacaktır. Ayrıca, kırsal ve yarı-kırsal bölgelere kurulacak ölçüm istasyonları, farklı bölgelerdeki ozon seviyeleri hakkında da bilgi verecektir.

Proje Sonuç Raporu için tıklayınız.

Küresel İklim Değişiminin Türkiye`ye Etkilerinin Bölgesel İklim Modeli İle İncelenmesi (Doç.Dr.Yurdanur ÜNAL TUJJB-TUMEHAP-02-06) / 11-01-2010
İnsan etkileri ile atmosferin kompozisyonunun değiştirilmesi atmosferik sera etkisini arttırdığı için küresel iklimi değiştirmektedir (IPCC, 2007). Atmosferdeki sera etkisi gazı olan CO2’in konsantrasyonunun endüstri devrimi öncesinden günümüze eksponansiyel olarak artması ve bu artışın son bir kaç on yıl içerisinde hız kazanması buna bağlı olarak da dünya ikliminin ısınma trendinin bölgesel yansımaları önem arz etmektedir. Son yıllarda artan bir ivme ile bilim adamları küresel ölçekte model çalışmalarına yönelmişler ve karbondioksitin 2000’li yıllarda 1880’li yıllardaki değerinin iki katına, dört katına çıkması durumlarını içeren senaryolar için yüzey sıcaklığındaki, yağıştaki, bulutluluktaki değişimleri, buzulların erimesi halinde deniz seviyesindeki değişimleri yani küresel iklim değişimini araştırmışlardır. Elbetteki küresel ölçekteki değişimler lokal olarak çok bilgi verici olmamaktadır. Zira problem ölçek problemidir. Küresel modellerin bir kaç yüz kilometrelik ölçeği lokal anlamda projeksiyonlar için yeterli olamamaktadır. Bu nedenle lokal cevapların irdelenmesi için bölgesel iklim modellerinin kullanılarak dinamik ölçek küçültmek (downscaling) izlenen yollardan birisi haline gelmiştir. Türkiye coğrafyasındaki iklimin çeşitli senaryolar altında nasıl değişeceğinin belirlenmesi bölgenin günümüz ve 2000’li yıllardaki durum hidrolojisini tespit etmek için de önemlidir.

Proje Sonuç Raporu için tıklayınız.

İzmir Körfezi ve Çevresi Mikrodeprem Etkinliğinin Araştırılması (Prof.Dr.Atilla ULUĞ TUJJB-UDP-01-06) / 01-11-2009
Yapılan incelemelere göre Türkiye toplam yüz ölçümünün büyük bir kısmı ilk dört derecedeki deprem bölgelerinde yer almaktadır. Nüfusun çoğunluğunun bu bölgelerde yaşamakta olduğu göze çarpmaktadır. Nüfus artış hızına paralel olarak, deprem tehlikesi altında yaşayan insanların sayısı her geçen gün artmaktadır. Bu nedenle yüksek risk taşıyan bölgelerin depremselliğinin belirlenmesi, deprem yönetimi açısından son derece önem arz etmektedir. İzmir Körfezi ve çevresinin sismotektonik bakımdan incelenmesi, mekansal istatistik yöntemleri kullanılarak depremselliğinin ortaya çıkarılmasıdır. Çalışma alanı olarak seçilen bölgenin mevcut çalışmalar incelenerek, sırasıyla tektonik yapısı, aktif fayları, depremselliği ve bölgede tarihsel ve aletsel dönemde meydana gelen depremler incelenmiştir. Bir bölgenin depremselliğinin incelenmesinde mekansal istatistik gibi son yılların gelişen teknolojilerinden faydalanılması büyük önem taşımaktadır. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi’nden elde edilen veriler ışığında, yukarıda bahsedilen teknikler kullanılarak deprem noktalarının yoğunlaştığı ve risk oluşturabilecek bölgelerin belirlenmesine yönelik analiz çalışmaları yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: İzmir Körfezi, depremsellik, sismotektonik, mekansal analizler

Proje Sonuç Raporu için tıklayınız.

Yüzey Gözlemlerine ve Uzaktan Algılama Tekniklerine Dayalı Aktüel Erozyon Riski Analizi (Prof.Dr.Zafer ASLAN TUJJB-TUMEHAP-01-06) / 01-04-2009
Bu projede, Türkiye genelinde 55 istasyon için potansiyel ve aktüel yağış erozyonu, kuraklık indeksi, bitki örtüsü değerlerinin yerel ve zamansal değişimleri incelenmiştir. 1975-2006 yılları arasında gözlenen aylık ortalama ve yıllık toplam yağış miktarı, hava sıcaklığı, buharlaşma miktarı değerleri göz önüne alınmıştır. Projede, yağış miktarı, hava sıcaklığı, kuraklık indeksi, potansiyel ve aktüel yağış ve rüzgar erozyonu indeksleri, Türkiye’nin Kuzey Batı’sında seçilen bölgeler için sediment miktarı vb. değerlerinin yüzey verilerine dayalı olarak yerel ve zamansal değişimleri analiz edilmiştir. Erozyon kontrol çalışmalarında kullanılmak üzere optimum yöntemlerin belirlenmesi amacı ile uydu verilerine dayalı bitki örtüsü ve yüzey özellikleri belirlenmiş, Türkiye genelinde aktüel erozyon risk haritası oluşturulmuştur. Yüzey özelliklerinin incelenmesi amacı ile ASTER ve NOAA-AVHRR uydu verilerinden yararlanılmıştır. Sakarya (Adapazarı), Eskişehir, Isparta ve civar bölgeleri için CORINE Yöntemi ile ayrıntılı yağış erozyonu analizi çalışmaları yürütülmüştür. Normalize indeks değerlerinin değişimleri incelenmiştir. Kırsal ve kıyı bölgeleri başta olmak üzere, yağış miktarı, hava sıcaklığı ve indeks değerleri ile NDVI değerlerinin değişimi karşılaştırılmıştır. Projede yüzey gözlemleri ile uydudan elde edilen veriler uzaktan algılama yöntemleri ve coğrafi bilgi sistemlerine dayalı analizlerle birlikte yorumlanmıştır.

Proje Sonuç Raporu için tıklayınız.

Doğu Anadolu Fayı`nın Paleosismolojisi Pilot Bölge : “ Türkoğlu Gölbaşı Arası” (Cenk ERKMEN TUJJB-UDP-1-07) / 01-01-2009
Tektonik olarak dünyanın en aktif bölgelerinden biri olan Anadolu Bloğu kuzeyden ve güneydoğudan sırasıyla Kuzey Anadolu Fay Sistemi (KAFS) ve Doğu Anadolu Fay Sistemi (DAFS) ile sınırlanır. DAFS, kuzeye doğru hareket eden Arap Plakası ile batıya doğru hareket eden Anadolu Bloğu arasında, ortalama 30 km. genişlikte, 580 km. uzunluğunda KD-GB sol yanal doğrultu atımlı bir transform sınırı oluşturur (Arpat ve Saroglu, 1972;Jackson ve McKenzie, 1984; Sengör vd. 1985; Lyberis vd. 1992; Saroglu vd. 1992; Nalbant vd.,2002; Westaway, 2003; Aksoy vd., 2007). DAFS tarihsel ve öncesi dönemlerde KAFS’ne benzer birkaç deprem serisi üretmiştir. Tarihsel deprem verilerine göre DAFS üzerinde 500’lü, 1100’lü, 1500’lü yıllar ve 1800- 1900 yılları arasında büyük deprem serileri meydana gelmiştir. Bu deprem serilerinin, geometrisine bağlı olarak uzunlukları 50 ile 150 km arasında değişen 5 farklı sismik segmentten oluşan DAFS’nin hangi parçalarında yüzey faylanması oluşturduğu konusunda hiç bir paleosismolojik bilgi bulunmamaktadır. Bununla birlikte çalışmanın konusunu oluşturan Gölbaşı -Türkoğlu segmenti önceki çalışmalarda sismik boşluk olarak tanımlanmıştır (Nalbant 2002, Demirtas 2003). Bu segment üzerinde 1114 ve 1514 yıllarında iki büyük depremin olduğu ve yaklaşık 494 yıldan bu yana bir depremin olmadığı ileri sürülmektedir (Nalbant vd. 2002) Bu çalışmanın amacı, bu segment üzerinde olduğu ileri sürülen 1114 ve 1514 depremleri ile son birkaç bin yıl içerisinde olmuş eski deprem izlerini araştırmak, bu segmentin kayma hızı ve deprem yinelenme aralıkları konusunda bilgi elde etmek ve bölgenin deprem tehlikesini ortaya çıkarmaktır. DAFS boyunca Bingöl, Elazığ, Malatya, K.Maraş, Hatay gibi büyük kentler ve Karakaya, Keban, Atatürk gibi büyük barajların yer alması, bu fay sisteminin yakın gelecekteki deprem davranışının bilinmesinin deprem zararlarının azaltılması açısından ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Sismik boşluk konumundaki bu parçanın büyük deprem üretebilecek potansiyelde olması gerçeği önemini daha da arttırmaktadır. Bu çalışmada, DAFS’nin tarihsel ve aletsel dönemdeki deprem etkinliği ile sismik boşluk konumunda olan Gölbaşı-Türkoğlu segmentinin yapısal özelliklerini ortaya koymaya ve geniş bir alanda tektonik rejimin ana karakterlerini belirlemeye yönelik tektonikmorfotektonik, uzaktan algılama-CBS çalınmaları ve yine bu segment üzerinde yapılan fay kazıları metodu ile elde edilen paleosismolojik bulgulardan bahsedilecektir.

Proje Sonuç Raporu için tıklayınız.

İstanbul, Avcılar Bölgesi`nde Derin S-Dalgası Hız Yapısının Araştırılarak Deprem Yer Tepkisinin Belirlenmesi (Doç.Dr.Argun KOCAOĞLU TUJJB-UDP04-03) / 01-05-2008
Bu çalışmanın amacı, gözlemsel olarak saptanan sismik büyütmeye neden olduğu düşünülen derin S-dalgası hız yapısını ortaya çıkarmak ve sismik büyütme etkisini dalga yayınımı modellemesi yoluyla incelemek olmuştur. Genel olarak temel kaya üzerinde bulunan sediman katmanların kalınlıklarındaki yanal değişimler, sismik yer tepkisinde yüksek büyütmelere, uzun periyotlarda sarsıntının daha uzun gerçekleşmesine neden olurlar (Hartzell ve diğ., 2003). Ayrıca, topoğrafyanın da sismik büyütmeyi etkilediği bilinmektedir. Çalışmada S-dalgası hız profillerini belirlemek amacıyla, genellikle 0.5-10 Hz frekans bandında enerji taşıyan mikrotremorların ölçümüne dayanan ve pasif yüzey dalgası analizi yöntemlerinden biri olarak bilinen uzamsal özilişki yöntemi (spatial auto-correlation coefficient method - SPAC) (Aki, 1957, Ferrazzini ve Aki (1991), Malagnini ve diğ. (1993), Chouet ve diğ. (1998), Kudo ve diğ., 2002) kullanılmıştır. SPAC yöntemi daha önce Kudo ve diğ. (2002) tarafından Avcılar’da (İÜ Kampüsü) uygulanmış ve bir S-dalgası hız yapısı elde edilmiştir. Yine aynı noktada Bozdağ ve Kocaoğlu (2002) tarafından frekansdalgasayısı analizi ile benzeri bir hız yapısı belirlenmiştir. Bu yöntemin frekans- dalgasayısı (f-k) (Capon, 1969, Goldstein ve Archuleta, 1991, Milana ve diğ., 1996, Zywicki ve Rix, 1999, Liu ve diğ., 2000), kesme zamanı-ışın parametresi dönüşümü (slantstacking) (McMechan ve Yedlin, 1981, Louie, 2001) yöntemlerine göre avantajı ölçümlerin en az sayıda (4) istasyonla yapılabilmesidir.

Proje Sonuç Raporu için tıklayınız.

Yenice -Gönen Fay Zonu`nun Neotektonik Özellikleri ve Paleosismolojisi (Prof.Dr.Kadir DİRİK TUJJB-UDP04-02) / 01-01-2008
Proje kapsamı olarak belirlenen alan kuzeydoğuda Gönen doğusu ile güneybatıda Yenice’nin güneybatısına kadar uzanan Yenice-Gönen Fay Zonu’dur. Tez konusu, Yenice-Gönen fay zonunun neotektonik özelliklerinin ve paleosismolojisinin ortaya konmasıdır. Yenice-Gönen fay zonu 18 Mart 1953’de büyüklüğü Ms 7.2 olan bir deprem meydana getirmiştir. Bu nedenle çalışma kapsamı içinde Yenice-Gönen fay zonunu oluşturan 1953 depremine ait yüzey kırığı yeniden haritalanmış, Neotektonik dönemdeki aktivitesi incelenmiştir. Bu kapsamda 1953 depremine ait yüzey kırığının geometrisi, segmentasyonu ve atım dağılımı belirlenmiş, yüzey kırığı üzerinde belirlenen 2 lokasyonda 2 hendek açılarak yorumlanmış ve hendeklerden alınan numunelerin C14 yöntemi ile yaşlandırma yapılarak 1953 ve öncesi depremler hakkında detaylı bilgiler elde edilmeye çalışılmıştır.

Proje Sonuç Raporu için tıklayınız.

Marmara Bölgesinde Deniz Seviyesi Değişimleri ve Düşey Yer Kabuğu Hareketlerinin Araştırılması (Dr.Müh.Alb.Coşkun DEMİR TUJJB-UDP03-01) / 01-05-2007
Bu projede Kuzey Anadolu Fayı (KAF)’nın batı uzantısında yer alan Marmara Denizinde relatif ve mutlak ortalama deniz seviyesi (ODS) değişimleri ile Marmara Denizi kuzey ve güney kıyılarındaki düşey yer kabuğu hareketleri ve bunların bölgenin tektonik yapısıyla ilişkisinin araştırılması hedeflenmektedir. Proje temel olarak iki bileşenden oluşmaktadır. Birincisi Marmara güney kıyısında 1984 yılında faaliyete geçen Erdek mareograf istasyonu ve yakınında 2002 yılında kurulan Erdek Sabit GPS istasyonudur. İkincisi ise Marmara Denizi kuzey kıyısında 1999 yılından itibaren işletilen Marmara Ereğlisi Sabit GPS istasyonu ve bu istasyonun yakınına proje kapsamında sağlanan finans desteği ile 2004 yılında kurulan mareograf istasyonudur. Bu istasyonlarda elde edilen deniz seviyesi, tekrarlı GPS, sabit GPS ve geometrik nivelman ölçüleri değerlendirilmiş ve elde edilen bulgular uydu altimetre verilerinin analizi ile elde edilen sonuçlarla karşılaştırılmıştır. Erdek mareograf istasyonunda 21 yıllık (1984-2005) ve Marmara Ereğlisi mareograf istasyonunda yaklaşık 3 yıllık (Temmuz 2004 - Nisan 2007) aylık ortalama deniz seviyesi değerleri harmonik analize tabi tutulmuştur. Bu analiz sonucunda Erdek’te ortalama deniz seviyesinin 7.1 ± 0.7 mm/yıl yükseldiği belirlenmiştir. Bu değer Marmara Denizinde uydu altimetresinden elde edilen ortalama değerle uyumludur. Marmara Ereğlisi istasyonunda yeterli uzunlukta veri olmadığından bu istasyonda sadece ODS hesaplanmıştır. Düşey yer kabuğu hareketlerinin araştırılması için her iki mareograf istasyonu yakınında bulunan SGPS istasyonlarından elde edilen veriler güncel stratejilerle yeniden değerlendirilmiş, daha sonra günlük SGPS kooordinat zaman serileri en küçük kareler ve en büyük olabilirlik kestirimi yöntemleriyle analiz edilmiştir.. Zaman serisi analizi sonucunda her SGPS istasyonunda da yer kabuğunun yaklaşık 1.1 ± 0.5 mm/yıl hızla çöktüğü belirlenmiştir. Buna göre Marmara Denizinin kuzey kıyısında yer alan Marmara Ereğlisi ve güney kıyısında yer alan Erdek mareograf istasyonu ve yakın çevresinin birbirlerine göre rölatif düşey hareket olmadığı sonucuna varılmıştır. Mareograf ve SGPS istasyonlarından elde edilen sonuçlar ile bu istasyonları birbirlerine bağlayan ve herhangi bir göreli düşey yer değiştirme işaret etmeyen duyarlı tekrarlı geometrik nivelman gözlemleriyle birleştirildiğinde, Marmara Denizinde ortalama deniz seviyesinin 6.0 ± 0.9 mm/yıl hızla yükseldiği sonucuna varılmıştır. Global deniz seviyesi artış hızından yüksek olan bu değerin, 1990’lı yıllardaki dünya genelinde artan deniz seviyesi yükselmesi ile tutarlı olduğu ve büyük ölçüde deniz suyu sıcaklığı artışından kaynaklandığı vii değerlendirilmiş olup, oşinografik ve hidrolojik etkenlerin ODS değişimleri üzerindeki katkıları ayrıca incelenmelidir. Marmara denizinde yaklaşık 10 yıllık ERS-1, ERS-2 ve Topex/Poseidon Deniz Yüzeyi Yükseklik ölçüleri değerlendirilmiş ve ortalama deniz yüzeyi yükseklikleri ve deniz yüzeyi topoğrafyası değerleri hesaplanmıştır. Deniz yüzeyi topoğrafyası değerleri Marmara Denizinin kuzey kıyılarında deniz yüzeyi yüksekliğinin güney kıyılarına göre daha aşağıda olduğunu göstermektedir. Mareograf istasyonlarında elde edilen ortalama deniz seviyesi değerlerinin, istasyonları birbirine bağlayan birinci derece geometrik nivelman ölçüleriyle birleştirilmesi ile paralel sonuçlar elde edilmiştir. Erdek bölgesinde istasyonunun hemen güneyinde KD-GB uzanımlı Edincik fayından kaynaklanan herhangi bir yer değiştirme olup olmadığının belirlenmesi amacıyla, istasyonu TUDKA’ya bağlayan ve 1986 yılında ölçülen iki farklı geçki parçasında 2006 yılında ikinci epok geometrik nivelman ölçüsü yapılmıştır. 20 yıl aralıklı yapılan iki ölçü arasında Edincik fayının güneyinin kuzeyindeki bloğa göre yaklaşık 4 cm büyüklüğünde yıllık bazda 2 mm/yıl düşey yönde düştüğü gözlenmiştir. Bu sonuç, Kuzey Anadolu Fay sistemin bu bölgedeki yatay yöndeki yer değiştirmelerin yanında normal bileşenli fay karakteriyle de paralellik göstermektedir.

Proje Sonuç Raporu için tıklayınız.

İzmir Körfezi`nin Aktif Faylarının Araştırılması Amacıyla Derin (48 Kanal – Sayısal) ve Yüksek Ayrımlılıklı Sismik Çalışmalar ve Çok Kanallı Derinlik Ölçümleri (Multibeam) ve Değerlendirilmesi (Prof.Dr.Erdeniz ÖZEL TUJJB-UDP-02-06) / 01-11-2005
Yoğun deprem aktivitesine sahip İzmir yöresinde doğrultu atımlı ve normal faylarla temsil edilen karmaşık bir güncel deformasyon etkindir. Gediz Grabeni’ nin batısında yer alan bölgede KD-GB ve KB-GD uzanımlı aktif faylar doğrultu atımlı, D-B uzanımlı olanlar ise normal fay karakterindedir. Ege Bölgesi miyosenden beri K-G doğrultusunda genişleyen ve sismik açıdan dünyanın en aktif bölgelerinden biri konumundadır. Bölgenin sismik aktivitesi normal fay ve doğrultu atımlı fayların kontrolünde devam etmektedir. Aktif normal faylar Ege Bölgesi’ nin daha çok orta ve doğu kesimlerinde baskınken, batı ve kıyı kesimlerinde doğrultu atımlı faylar daha etkin olmaktadır. Bu faylar son zamanlarda 1992 Doğanbey, 2003 Urla ve 2005 Sığacık depremlerini oluşturmuşlardır. Meydana gelen depremlerin odak mekanizması çözümleri, bölgedeki doğrultu atımlı faylanmaya bağlı tektonik hareketlerin varlığını ve aktivitesini desteklemektedir. Elde edilen veriler İzmir ili ve çevresinde üst kabuğun doğrultu atımlı faylar kontrolünde şekil değiştirdiğini işaret etmektedir. Bu fay sistemleri genelde kara-deniz uzantılı olup özellikle denizel bölümleri iyi bilinmemektedir. Çalışmamız özellikle iç ve orta Körfez bölümlerindeki aktif fayların ve onların deniz tabanında yaratacağı çizgisel süreksizliklerin araştırılmasına yönelik olmuştur. Bu bağlamda en öneli bulgu Güneybatı – Kuzeydoğu yönelimli (Yenikale – Çiğli) Aktif fayı olmuştur.

Proje Sonuç Raporu için tıklayınız.